Giriş

Orjinalini görmek için tıklayınız : Aynı Tas Aynı Hamam (da Nereye Kadar?)



Mehmet Ali Çetinkaya
21-May-2013, 21:17
Fenerbahçe galibiyetinin ardından İlhan Cavcav’ın, “gelecek yıl da onunla çalışacağız” dediği teknik direktör Fuat Çapa’nın apar topar gönderileceğinin açıklanmasından sonra oynanan Beşiktaş maçı tribünlerinde Coşkun Yurteri’ye sinirli bir şekilde “abi 12 yıldır bu takımı izliyorum. Bir kere farklı bir şey olsun ya! Ne zaman, ne olursa akıllanacaklar?” demiştim. Coşkun abi ise, yüzündeki acı bir tebessümle, “ben 60 yaşına geldim. Hala her şey aynı!” diye cevap vermişti…

İşte o an, bu yazıyı yazmaya karar verdim. Oysa öncesinde, ne yazmak istiyordum, ne de anlatmak. Çünkü aynı kişilerin, bıkmadan usanmadan aynı oyunu, aynı roller ve aynı repliklerle bir kere daha sergilediklerini yazmanın, anlatmanın kendimi tekrar etmek olacağından korkuyordum. Ama onlar, çok uzun yıllardır kendilerini tekrar etmekten çekinmezken, ben neden çekiniyordum ki?

Fuat Çapa

Son 2 sezondur Alkaralar’ın başında yer alan Fuat Çapa, toplam 78 resmi maça çıktı ve Gençlerbirliği’nin profesyonel futbol tarihi boyunca en uzun süre çalışan 4. teknik direktörü unvanını elde etti. Göreve geldiği ilk sezon kendisine teslim edilen futbolculara bakıldığında ben dâhil birçok kişi, “küme düşme potasında dolaşırız, hatta düşeriz” diyordu. Ama özellikle ligin 10. haftasında muhteşem bir geri dönüş hikayesiyle birlikte Beşiktaş’ı 4-2 yendiğimiz maçtan sonra sahaya yansıtılan “takım oyunu” herkesin ilgisini çekmeye başladı. Sezon sonunda hepimizin ortak düşüncesi Çapa’nın elindeki malzemeyle en iyisini yaptığıydı.

2012-13 sezonuna başlarken beklentilerimiz yükselmişti. “En azından Avrupa” diyorduk. Ama bir kere daha yanlış transfer politikası izlendi. Sezon sonunda “para eden” futbolcular apar topar satıldı. Mevki ve özelliklerine göre, onların yerini dolduracak transferler yapılmadı. Bunun yerine genelde “ileride satarız” diye düşünülen (Gençlerbirliği’ne göre pahalı) futbolcular alındı. Ama bu transferlerde alınan futbolcuların oynadığı mevkide 2-3 tane oyuncu bulunduğuna ve bu transferlerin altyapıdan o mevkilere gelecek oyuncuların önünü kestiğine kimse dikkat etmedi.

Sonuçta bu sezon aşı tutmadı. “Eldeki malzeme” ne tam olarak takım olabildi, ne de düzgün bir meyve verdi. Çapa’nın istediği oyuncuların alınmaması, Cem Onuk ve ekibinin kendilerine uygun futbolcular alması, Vleminckx’in son dakikada teknik direktörün baskısıyla kiralanması derken bu sezona en çok damgasını vuran konu transfer oldu.

Fenerbahçe’ye karşı Ankara’da kazanılan 2-0′lık galibiyetin ardından İlhan Cavcav’ın “Fuat Çapa ile çalışmaya devam edeceğiz” sözü ve ardından, “para konusunda anlaşamadık” diyerek iplerin koparılmasıyla birlikte Çapa dönemi son buldu.

Bu hamle, kulüp yönetiminin, kısa vadeli işlerin peşinde koşamaya devam edeceğini bir kere daha kanıtladı.

Değişen Futbol Düzeni

Son 5 yıldır özellikle Anadolu takımları safında büyük değişimler yaşanıyor. Bursaspor’un şampiyon olarak yayın gelirlerinden alacağı payı “ilelebet” arttırması, Kayserispor, Antalyaspor ve Sivasspor’un özellikle teknik ekip bazında uzun soluklu çalışmalara imza atmaya çalışması ve belki de devrim niteliğinde bir kararla, takımların futbolcu satarak değil, sportif başarı elde ederek para kazanma çabaları bu değişimi çok iyi bir şekilde gözler önüne seriyor.

İlgili kulüplerin takım iskeletini muhafaza etmek ve akabinde sportif başarı elde etmek için futbolcu satmaması ama ellerinde hiçbir şekilde tutamayacaklarını anladıkları futbolcuları çok yüksek rakamlara elden çıkartmaları da değişimin önemli bir kanıtı.

Oysa Gençlerbirliği Spor Kulübü hala 1990′ların ortalarında keşfettiği ve uzun süre gündem oluşturan, “ucuza futbolcu al, parlat, yüksek rakama sat” taktiğini hala uygulamaya çalışıyor. Evet, bu taktik o günlerdeki futbol düzeni içerisinde düşünüldüğünde önemli bir hamleydi. Fakat bugün önemini yitirmekle kalmayıp, her yeni sezon sıfırdan “uyumlu takım” kurmaya mecbur bıraktığı için, kulübün ayağına dolanmaktadır.

Son 6 sezona ait puan cetvellerine bakıldığında, artık Gençlerbirliği’nin 9-15. sıralardan yukarıya gidemediği görülmektedir. Aynı dönemlerde ilk 8 sırada olan takımlara bakılırsa da üstte bahsettiğim takımların oralara demir attığını/atmaya başladığını görebilirsiniz. Aynı dönemde düşen takımlara baktığınızda ise, ya yeni çıkan kulüpleri ya da plansız bir şekilde dışarıdan topladıkları “eski şöhret” futbolculardan takım yaratmaya çalışan kulüpleri görürsünüz.

Kısacası, Türk futbolunda roller değişmekte ve her şeye rağmen uzun soluklu planlar yapan kulüpler yukarılara doğru tırmanırken, kısa vadede ısrar edenler, günü kurtarmaya çabalayanlar aşağıya doğru gitmektedir.

Parasal Mevzular

Gençlerbirliği Spor Kulübü, son 10 yılda sattığı futbolculardan (diğer Anadolu takımlarının satış rakamlarıyla karşılaştırdığınızda) oldukça düşük meblağlar elde etti. Aynı dönemde kırmızı-siyahlılar, Türk futbol kamuoyunda oluşturdukları imaja ters olarak oldukça yüksek maliyetli futbolcular transfer ettiler. Birçok futbolcu yönetimin geç kalması sonucunda bedavaya elden kaçırıldı. Yine aynı dönemde transfer edilen futbolcuların neredeyse %50′si geldiği sezonun sonunda kulüpten gönderildi. Bu ve bunun gibi bilgiler kulübün transferden para kazanmaktan çok kaybettiğinin örnekleri olarak görülebilir.

Tek Başarı (!)

Son 6 sezonda Gençlerbirliği Spor Kulübü’nün sportif bir başarı elde edemediği, transferde de iyi bir para kazanamadığı düşünülürse, tek başarısı ilgili dönemde sürekli olarak “kümede kalmasıdır.”

Geleceğe Bakış ve Metin Diyadin

Fuat Çapa’nın yerine, önce Bülent Uygun gibi “duruşumuza” oldukça “uygunsuz” bir isim telaffuz edilse de sonrasında eski futbolcularımızdan Metin Diyadin ile anlaşıldığı açıklandı.

Metin Diyadin, şu anda Gençlerbirliği’nin başına getirilecek en doğru kişi. Fakat yönetim ona da daha önceki teknik direktörlere yaptığı gibi skordan bağımsız olarak destek olmadıkça, takımını ve sistemini kurmasına olanak tanımadıkça ve biraz da ipleri onun eline vermedikçe yine yerimizde saymış olacağız!

Sezon sonunda yine parlayan futbolcular satıldıktan ve yerleri dolmadıktan sonra 2013-14 sezonu bir kere daha sıfırdan takım kurmaya çalıştığımız ve “neyse ısınıyoruz” tadında bir sezon olacak. Ya sonraki sezon ne olacak? Metin Diyadin biraz daha yetki isterse, “şu futbolcuyu satmayın” derse, yine aynı oyunu mu izleyeceğiz?

Ayrıca, kulübün yönetim şeklinin artık eskide kaldığını, revize edilmesi gerektiğini görmek için küme düşmemiz mi bekleniyor?

Son Söz

Metin Diyadin’in Gençlerbirliği’nin başına gelmesine bir taraftar olarak sevindim ama ne yalan söyleyeyim aklıma ilk gelen şey Diyadin’in, 2006-07 sezonunda Gençlerbirliği OFTAŞ’ı başarıdan başarıya koştururken, son düzlükte kaybedilen birkaç puan üzerine “garip” bir şekilde gönderilmesi ve iki sezon boyunca çalıştığı gencecik futbolcularına sarılarak gözyaşlarıyla tesisleri terk etmesi geldi…

http://www.mehmetalicetinkaya.com/2013/05/ayni-tas-ayni-hamam-da-nereye-kadar/

Kaan Özen
21-May-2013, 22:44
Öncelikle yazınız çok güzel olmuş tebrikler. Bence sorun tamamen yönetim.İsterseniz dünyanın en iyi teknik direktörünü getirin, bu transfer anlayışı ve bu yönetim zihniyetiyle bir yere kadar gidebilirsiniz.Daha kurumsal daha başarıya aç daha genç bir yönetimle yeni bir vizyon olmalı yoksa biz her sene ya düşmeye ya da ligi 11-15 arasında bitirmeye mahkum oluruz.

Ozan_Güler
22-May-2013, 01:34
İstatistik ağırlıklı yazı ve yorumlarına aşina olduğumuz Mali, bu defa rakamlara pek girmeden yönetime gir(iş)miş. Çok da iyi etmiş. Olur da, bir kez daha "Yenilsen de Yensen de" programına katılma fırsatı bulursa bu konulara da değinmekte yarar var.
Malum bizim transfer komitesi son yıllarda genellikle üç ülkeyi kaynak bellemiştir.
1-Sırp-Hırvat-Boşnak,
2- Belçika,
3- İsveç.

Biz bunun sebebini anlayamasak da, transfer komitemiz açısından bunun mutlaka bir açıklaması vardır. Zaten önemli olan da bizim değil, transfer komitemizin futbol anlayışı ve futbolcudan anlayan geniş açılı bakışıdır. Gerisi fasa ve fiso dur.
İşte bu nedenle Mehmet Ali'lerin, Ozan Güler'lerin, Coşkun Yurteri'lerin bu işlere kafa yorması beyhude bir çabadan öteye gitmez. Bankadaki 50.000.000.TL (elli milyon Törkiş Lira) paramıza dokunmadan sırf yayıncı kuruluştan gelen yıllık 30.000.000. TL (otuz milyon Törkiş Lira) ile ne yapsak da takımı kümede tutsak sorunsalını bizim gibi ortalama zeka düzeyindeki fanilerin çözmesini beklemek hayaldir, hayal. Federasyonun beraberliğe 450.000. TL, galibiyete 900.000.TL verdiği ise kuyruklu yalandır. Bu yalana göre TFF, Gençlerbirliği'ne 10 galibiyet için= 9.000.000. TL + 15 beraberlik için = 6.750.000 TL ödeme yapmış bu da cem'an 15.750.000. TL. (Onbeş milyon yediyüzelli bin Törkiş Lira tutmuştur ki, ohşş, bu da yalan.

Pardon yaa, Mali rakam vermeyince kendimi boşlukta hissettim ve farkında olmadan bu boşluğu kendimce doldurmaya çalıştım. Eee kolay değil, insan 1983 den bu yana (30 yıldır) Gençlerbirliği taraftarı olunca para.. pardon rakamlara önem verir oluyor.

En iyisi burada keselim ve Metin Diyadin'in transfer komitemize önereceği futbolculara odaklanalım.

cengizirken
22-May-2013, 10:01
Sevgili Mali hislerime tercüman olmuşsun. Güzel yazın için teşekkür ederim.

Mehmet Ali Çetinkaya
22-May-2013, 10:45
Teşekkürler Kaan, Cengiz ve Ozan Abi.

Kısır döngüler kulübüyüz ve dur durak bilmeden tekrara devam ediyoruz. Benim yazıda asıl vurgulamak istediğim, futbol yapısının değişmesi idi. Görünen yol kılavuz istemez misali, biz aynı tas aynı hamam devam edersek, birkaç yıl sonra "büyüyen" anadolu takımlarıyla nasıl boy ölçüşeceğiz diye düşünen kimse yok. Kısacası yerimizde sayma evresini tamamladık artık geriye doğru gidiyoruz. Biraz rakamlara bakarsanız bunu açık ve net bir şekilde görebilirsiniz. Ama bizim sevgili yönetimimiz hala "oooh bu yılda kaldık kümede!" diye eğlenmekten bir adım ilerisini bile göremiyor...

Bize de sadece "hayırlısı" diyip oturmaktan başka bir şey düşmüyor...

Mehmet Ali Çetinkaya
22-May-2013, 10:49
Son 2 yıldır Fuat Çapa ile ilgili birçok yazı yazdım. Muhtemelen bazıları "ne iş?" diye kafasından geçiriyordur. Kişisel olarak "gerçek" başarıların orta-uzun vadeli çalışmaların ardından kazanıldığına inandığım için yönetimin artık bir teknik direktör belirleyip ona biraz da yetki vermesi ve uzun vadeli çalışmasının gerektiğine inanıyorum. Bu yüzden Fuat Çapa son yıllarda birçok yazımın öznesi oldu. Yoksa ben Mesut Bakkal ve Thomas Doll ile de benzer bir şekilde "ne olursa olsun" uzun vadeli çalışılması gerektiğini düşünüyordum...

efesavas
23-May-2013, 03:07
Mükemmel bir yazı olmuş. Olay bundan ibaret.. Biraz açarsak, bizim yönetimin zihniyetinin takılı kaldığı 90'lı yıllardan bu yana iki şey değişti:

1) Scouting sistemleri çok ilerledi. Dolayısıyla artık küçülen dünya herkesin avucunun içinde olduğundan "kimsenin göremediği süper futbolcu" diye bir şey kalmadı.

2) Büyüyen futbol ekonomisi hem yerel hem de uluslararası düzeyde başarıyı ödüllendiren bir yapının oluşmasına neden oldu.

Bu iki açık gelişme karşısında artık futbol kulüplerinin başarı-gelir-büyüme-başarı silsilesini izlemek üzere yeni bir strateji oluşturması gereği ortaya çıktı. Biz ise hala zamanın ruhu karşısında kürek çekmeye çalışıyoruz ki bunun kaçınılmaz sonucunun giderek küçülmek ve nihayet yok olmak olacağını bilmek için kahin olmaya gerek yok.

Cavcav'ın bu basit denklemi çözecek zihinsel durumda olmadığı, bu tip bir anlayış değişimi ve stratejik planlama yapmasının olası olmadığının hepimiz farkındayız. Normal şartlarda bu durumda yapılacak şey tüm gücümüzü ve beklentilerimizi bir yönetim değişikliğine kanalize etmek olurdu. Ancak Cavcav gittiği anda ne yazık ki kulübün başına bırakın bu vizyonu ileri taşımayı kulübü yağmalayacak birilerinin gelme olasılığının yükseliği elimizi kolumuzu bağlıyor. Yönetim kurulunun ötesinde genel kurul sorunu bu anlamda bu kısır döngünün içinden sağlıklı çıkabilme umudunu azaltıyor ve doğrusu beni büyük bir umutsuzluğa sevk ediyor..